Zaman yönetimi ve 8 etkili tavsiye

Zaman yönetimi ve 8 etkili tavsiye

Sabahın erken saatlerinden itibaren başlayan ve gün boyu süren bi koşturmaca.

Bu durum, zannediyorum hepimizin bir gününün özeti..

Aynı gün içinde evine, işine, çocuğuna, eşine, yemeğine, çamaşırına, ütüne, bulaşığına, temizliğine, bir yandan hayatına yetişmek o kadar güç ve öyle yorucu ki. Siz de zaman zaman;

”Keşke bir gün 24 yerine 36 saat olsa” diyor musunuz benim gibi?

Bu mümkün değil elbette, ama bir güne anlam katmak bizim elimizde! Ve evet bu şartlarda bile!

Hayatının yükünü sırtlanan, çalışan çalışmayan, anne olan yada olmayan her kadın için zamanı akıllıca yönetebilekleri birkaç önerim var. Benim oldukça işime yaradı, neden size de bir faydası olmasın 🙂

Yarını bugünden planla

Bugün dünden başlıyor aslında. Bir önceki günden yarın adına ne yapabilirseniz, büyük oranda sabahki iş yükünüzü hafifletmiş oluyorsunuz. Ertesi gün giyeceklerimi, evden iş yerine götüreceklerimi, işte yiyeceklerimi, çocuğumun beslenmesini bir gece önceden hazırlayıp bir kenara koymak ertesi gün yaşayacağım muhtemel stresi yok etmiş oluyor, ve güne çok daha pozitif başlamış oluyorum.

Yatmadan önce çok değil -on dakikanızı- mutlaka yarının planlamasına ayırın.

 

Akşama ne yesek?

Kendi adıma gün içinde yaşadığım en büyük stres, akşam yemeğini planlamak oluyor. Tüm gün aklımın bir köşesinde beni rahatsız edip duruyor.

Fakat onun çözümünü de, her gün akşam yemeğini yedikten sonra ertesi günün yemeğini hazırlamakta buldum. O kadar büyük bir rahatlık ki. Herkes karnını doyurup kalktığında başlıyorum yarının yemeğini hazırlamaya. Çay demlenene kadar yemeğim de hazır oluyor. Ertesi gün işten eve döndüğümde, tüm güzelliğiyle dolapta beni bekliyor 🙂

 

Önceliklerini belirle

Zaman yönetiminde en büyük hatayı burada yapıyoruz. Önceliklerimize değil de, o anki isteklerimize göre günü planlıyoruz. Diyelim gün içinde yapacaklarınızı aklınızdan geçiriyorsunuz. Mailler yanıtlanacak, yemek yok, ütüler bekliyor, çamaşırlar yıkanmalı, temizlik, terziye gidecekler, market alışverişi… derken liste çığ gibi büyüyor. Fakat burada bizim için o gün içinde en zaruri olanı hangisi, buna öncelik vermemiz gerekiyor. Ütü bekleyebilir, fakat yemek beklemez! gibi…

Sloganımız şu:

Önemli olan değil, acil olan yapılacak!

 

Yardım al

Bunu baştan kabul etmeliyiz: ”Mükemmel olmak zorunda değiliz.” Aynı anda bir çok yerde olmamız, her işi tamamlamamız mümkün değil. Her iş bizim elimize bakıyor olabilir. Fakat ev temizliği konusunda yardım alabilirsiniz. Bu konuda çevrenizden de destek isteyebilirsiniz.

 

Sinsirella zaman emiciler: Tv ve sosyal medya

En büyük zaman emiciler bence. Tam bir sinsirellalar. Neden, çünkü siz hiç farkında olmadan zamanınızı emiyorlar.

Televizyon benim için kızımla izlediğim çizgi filmlerden ibaret..  Tv izleyerek vakit öldürmek yerine kitap okuyorum örneğin. Kek pişiriyorum akşam çayın yanına 🙂 Börek sarıp buzluğa atıyorum.. Yani bana faydalı olan işler yapmaya, hiç biri olmuyorsa kendime zaman ayırmaya çalışıyorum.

Sosyal medya ise benim için önemli bir işi bitirdiğimde sırası gelmek üzere beni bekliyor. Bi nevi ödül gibi düşünün. İnstagramda vakit geçirmek gerçekten beni mutlu ediyor ama körü körüne, yada işler beni beklerken değil.

Dürüst konuşmak gerekirse işlerimizin arasında sıklıkla  tv/internet/ sosyal medya gibi açıklar veriyoruz. Bunlar az zaman alıyor gibi dursa da sürekli işimizi bölen zaman canavarları. Önceleri mutfakta telefonumu yanıma alır, çaldığında açmak zorunda kalır dolayısıyla işimi yarım bırakırdım. Veyahut bir mail geldiğinde aklım telefonuma gider, yalnızca kimden geldiğine ve ne yazdığına bakacağım desem de yanıt vermeden duramaz yoktan yere dakikalarımı harcardım. O minik dakikalar birleşip dev olur, saat ne zaman geçmiş anlayamazdım. Bu yüzden telefonum artık, işlerim olduğu anda sesi kapalı ve göremeyeceğim bir yerde beni bekliyor oluyor 🙂 Ve bu zaman yönetiminde inanılmaz işe yarıyor.

 

Erken kalk

Size bir günü en verimli nasıl kullanabilirim sorusunun yanıtını vereyim, mümkün olabildiğince erken kalkarak!

Erken kalkmayı alışkanlık haline getirdiğimden beri, hayatım inanılmaz bir biçimde düzene girdi. Uykuda geçireceğim süreyi artık işlerimi bitirmek için kullanıyorum. İşe gitmeden önce evde dolu dolu bir buçuk saatlik bir sürem oluyor. Günlük işlerimi yapabilirim yada canım ne isterse, o zaman benim! Ayrıca doğan günü karşılamak insana muazzam bir enerji de veriyor. Büyükler sabahın bereketi diye boşuna dememişler!

İnsan zamanın hızını, yaşı ilerledikçe çok daha iyi anlıyor. Bu yüzden bir güne ne sığdırabilirsek kar..

 

 

Ajanda kullan

Beyin çok acayip. Mesela önünüzdeki deftere ”Yatak odası temizliği” yazıyorsunuz, bu noktada nöronlar devreye giriyor, ve siz bu işi daha yapmadan yapmışsınız sayıyor.

Not almanın önemi işte tam bu noktada devreye giriyor.

Gün içinde yapmanız gerekenleri not aldığınızda aslında yapacak enerji ve motivasyon da beraberinde geliyor.

 

Azalt

Ne kadar çok mobilyanız/ aksesuarınız / kıyafetiniz olursa; temizlik de o denli uzun sürüyor. Ne kadar çok ıvır zıvır varsa topla topla bitmiyor, asıl işe zaman gelmeden, asıl zamanımız gidiyor. Hayatınızı hafifletmenin, bir günü verimli hale getirmenin bir formülü de aslında azalmak.

Bir anda pat diye değil elbette, günden güne.. Göreceksiniz hayatınız inanılmaz derecede hafifleyecek, eviniz kısa süre içinde düzene girecek.. Bu mutluluğu yaşadıktan sonra, bir daha asla eski karmaşaya dönmek istemeyeceksiniz..

 

Ekim 25, 2018 | 28 Comments
The Land Of Legends Theme Park/ Otel Yorumlarım

The Land Of Legends Theme Park/ Otel Yorumlarım

Türkiye’nin Disneyland’ı olarak da bilinen ve çocuklara hitab eden otellerde başı çeken isimlerden biri.. Tema parkı, hem konaklama hem alışverişe imkan sağlaması, iç ve dış mimarisi, mermer sütunlu lobisi, kral kraliçe kingdom konsepti daha kapıdan girer girmez ben burdayım diyenlerden.

En cıvıl cıvıl, aquaparklı, müzikli, eğlenceli, coşmalı tarihlerde burada olmak elbette daha akıl karı, fakat bizim eğlence anlayışımıza biraz aykırı 🙂 Hazır etraf sakinken ziyaret edebilmek, İpek’in tüm gün gönlünce vakit geçirmesi bizim tercih sebeplerimizdendi. O eğlendiği için kusurları görmezden geleceğim, ama bazı noktaları yazmadan da geçemeyeceğim.

Otelde gün içinde hem konaklayanlar, hem avm’yi, yada yunus gösterilerini yada herhangi bir başka sebeple oteli ziyaret eden insanlar var. Yoğunluk haliyle bundan da kaynaklı. Bu anlamda çok sıkıntı yaşadığımızı söyleyemem fakat bazen bir avm’de geziyormuş gibi de hissettiğim oldu.

Dilerseniz yarım pansiyon, dilerseniz oda + kahvaltı tercih edebiliyorsunuz. Eğer otelden yeme içme kullanırsanız bu faturanıza oldukça makul fiyatlarda yansıyor. Örneğin canınız istediğinde bir kahve içerseniz dışarıdaki gibi rakamlar ödüyorsunuz.

Geliyorum bu otelde beni en rahatsız eden konuya. Şu yukarıdaki resimde görülen oyun alanına. Konum olarak tam ana kapının önünde olduğundan, kapı açıldıkça rüzgar esiyor da esiyor. Bir halı atmak, üstüne birkaç oyuncak serpiştirmek suretiyle, önünden sürekli insanların yürüyüp geçtiği bu muhteşem oyun alanından sorumlu tek bir abla var. Sabahtan akşama kadar burada. Yüz boyama sırasında yüz boyuyor ve çocuklar o sırada kendi halinde takılıyor. Sonrasında nefes almadan bir diğer etkinliğe geçiyor. Sonrasında bir diğerine derken helak oluyor. O kızcağızın bir etkinliğin döküntülerini toplama, hop yeni masayı hazırlama, tekrar toplama, tekrar yenisini hazırlama gayretleri gözümün önünde. Ve önünde durmadan bir şey soran, bağıran sömestr çocukları!

Diğer oteller gibi burada çocukları emanet edip bir telefon numarası bırakma olayı yok.Anne babalar karşıdaki koltuklardan gözcülük ediyor. Fakat çocuklar gözcülük değil, evcilik arkadaşı aradığından kendinizi halıda bulmanız an meselesi 🙂

Böylesine büyük bir otelde, çocuklar için kapalı muhafazalı, en azından iki öğretmen gözetiminde oyunlar oynanan bir alan hazırlamak, bu kadar zor olmamalıydı bence. Burayı oyun alanı yapalım dendiğinde, biri dahi çıkıp ama burası kapının önü! diyebilmeliydi. Diyebilirdi.

 

Otelde akşam yemekleri canlı müzikli, bu en hoşuma giden kısmı oldu. 3 gece konakladık, ve her gece farklı bir gruptan muazzam şarkılar dinledik.

Veee benim hiç süphesiz en sevdiğim kısım burası, odamız. Odanızı dilerseniz pembe, dilerseniz mavi tercih edebiliyorsunuz. Benim konaklama boyunca kalkmak istemediğim pembe koltuk hemen üstte 🙂 Oda genel anlamda bol ışık alan, ferah ve çok eğlenceli. Aynı zamanda da temiz, personel ilgili ve yemekler muhteşem olmamakla beraber, iyi. Yemek lezzeti konusunda Golden key hala gönlümün birincisi.

 

Her güne özel bir liste çıkıyor, alıp gün içindeki aktiviteleri bu listeden takip ediyorsunuz.

Saat 14:00’te yunus gösterisi mi yazıyor, o saatte hop orada oluveriyorsunuz. Saat 16:00 yüz boyama mı yazıyor, yine oyun alanında bu saatte sıranızı alıyorsunuz. Hangisi sizin için uygunsa o etkinliğe göre kendinizi ayarlıyorsunuz.

Genel anlamda keyifli bir tatildi. Fakat bir daha mutlaka! diyemiyorum…

Diğer otel deneyimlerimizi okumak isterseniz;

Golden Key Hisarönü için tık tık

Bozcaada/ Patiska Bağ Evi için tık tık

Ng Sapanca için tık tık

Abant/ Lotus Otel için tık tık

Bolu /Mengen  Hindiba Doğa Evi için tık tık

Ocak 31, 2018 | 0 Comments
NG Sapanca otel yorumlarım

NG Sapanca otel yorumlarım

Merhaba,

İlk kez bir otelle ilgili böylesine mail ve soru alıyorum. Meğer burayı listesine ekleyen ama gitse mi gitmese mi bir türlü karar veremeyen ne çok aile varmış 🙂

Umarım bu yazım karar vermenizde etkili olabilir. İstedim ki, şimdiye kadar sizden gelen tüm soruları yanıtlar nitelikte bir yazı olsun. Yine de cevap bulamadığınız sorular olursa çekinmeden sorabilirsiniz.

Niçin NG Sapanca’yı tercih ettik?

Çünkü eğer elinizde değerlendirebileceğiniz kısa bir tatiliniz varsa (2 gece yada 3 gece gibi) çok uzaklaşmak istemiyor, ama değişik bir yerler de görmek istiyorsanız, bulunduğunuz çevrede bir otel tercih etmeniz kaçınılmaz oluyor.

Ege yada Akdeniz cazip gelmiyor, çünkü o kadar yola gidip dönmeyi gözünüz hiç yemiyor.

Arabayı almayalım uçak tercih edelim diye düşünüyoruz/ bu sefer de otellerin hava alanı transfer ücretlerini hesaba kattığımızda, karşımıza yakacağınız benzin fiyatının 3 katı kadar rakam çıkıyor. O da bu sefer doğru bir adım olmuyor.

Ve size; yakınlarda, arabanızla varabileceğiniz, yorulmadan gidip dönebileceğiniz birkaç seçenek kalıyor. Bunlardan biri de Sapanca.

 

Otele ulaşım rahat mı?

Oldukça rahat. Otel hem Ankara’ya hem de İstanbul’a yakınlığı sebebiyle zaten en sık tercih edilen kaçış noktalarından biri.

Temizliği yeterince memnun edici mi? 

Bizi rahatsız eden herhangi bir sorunla karşılaşmadık.

Otel konsepti nasıl?

Otelde sabah açık büfe kahvaltı, öğleden sonra 4buçuk- 5buçuk arası 5 çayı, ve 7de akşam yemeği (yine açık büfe) uygulaması var. Sizi zorlayacak olan (daha doğrusu çocukları) kahvaltı ve beş çayı arasındaki 6 saatlik zaman dilimi olabilir. Bunun için ben yanımda kuruyemiş ve biraz meyve getirmiştim. İpek onları atıştırdı. Bizim içinse zor olmadı.

Yemekler lezzetli mi?

Bu konuda özellikle beş çayının oldukça vasat olduğunu söyleyebilirim. Minicik bir büfe, başında onlarca insan var, kurabiyeleri çok lezzetsiz ve yavan. Beş çayı denilince insanın aklına en azından ev yapımı bir kek geliyor, fakat herşey pastane usülü. Kahvaltı ve akşam yemeği normal standartlarda. Lezzetine doyamadık diyemem.

Otelde vaktinizi nasıl değerlendirebilirsiniz?

Otelde büyük bir yeşil alan var. Çocukların rahatça oynayabileceği genişlikte ve tehlikesiz. Gün içinde şişme oyun alanı da kuruluyor ve akşama doğru kaldırılıyor. Yine otel içinde minik de bir park var. Zaten genel anlamda biz de dahil tüm anne babaların zamanı bu park ve etrafında geçiyor.

Eleştirdiğimiz noktaysa şu oldu burada: Böylesine yeşil bir alanda insanlara herhangi bir seçenek sunulmadan (sabah plates gibi, müzikli çocuk oyunu gibi…) aileler tamamen kendi hallerine bırakılıyor. Sıfır aktiviteli bir otel. Sanki pusetini ve bebeğini alan gelsin, bizden de birşey beklemesin diye düşünülmüş.

İkinci konu ise yürüyüş parkurları. Aslına bakarsanız bu oteli benim özellikle tercih etme sebeplerimden biri, doyasıya doğa yürüyüşü yapabileceğimi düşünmemdi. Fakat parkurların devamı tabela ile ormanın içini gösteriyor. Ve benimle beraber sabah yürüyüş yapan hiç kimse orman içine girmeye cesaret edemedi. Çünkü otelden tamamen bağımsız bir parkur olmuş. Kesinlikle bir devamlılık yok/ patika bir yol. Yürürken bir bakıyorsanız ormanın içine bir yol giriyor. Ve size parkur burası deniliyor. Elbette herkes aynı noktada döndü durdu. Bu oldukça canımızı sıktı.

Bu yolun sonunda parkurlar başlıyor. Üst kısımda golf oynamak için minik bir alan, dart atma, ve minik bir tavşan kulübesi var.

 

Gerçekten çocuk dostu bir otel mi?

NG Sapanca için arama yaptığınızda karşınıza ”çocuk dostu otel” olduğu çıkıyor. Peki nedir bu oteli çocuk dostu yapan derseniz size kesinlikle işte bu bodrum katındaki basık oyun alanı diyemem. Yine de elbette her aile gibi kullandık ve İpek bu kulübü gerçekten çok sevdi, çünkü içerideki ablaları çok ilgiliydi. Çocuğunuzu bu alana bırakabiliyorsunuz. Sizi arıyorlar çıkmak istediğinde.

Memnun kaldık mı?

Genel anlamda iyi bir tatildi bizim için ama deyim yerindeyse biz çalıp biz söyledik. Yani biz, bize sunulan yeşil alanda kendi kendimizi eğlendirdik. Bazı oteller size kendinizi müşteri değil de, misafir gibi hissettirir. Biz en çok bir ihtiyacımız var mı diye soran/ çocuğunuzun yanağından makas alan/ sert bir ifade ile yanınızdan geçmek yerine, nazikçe selamlayan insanlar istedik sanırım biraz da. Bunu alabildiğimiz otellere şuan ikinci kez gidişimizi planlıyoruz mesela. Fakat NG Sapanca’da bu tadı bu özeni alamadık maalesef. Gittik, yedik içtik parkında oynadık ve döndük. Size anlatabileceğim sadece bu..

Mayıs 30, 2017 | 3 Comments
İpekli Hayat I Kreş'ten sonra...

İpekli Hayat I Kreş’ten sonra…

 

Merhabalar herkese,

Daha önce hiç deneyimlemediğimiz, nasıldır bilmediğimiz yeni bir döneme girdik biz, İpeğin kaydını bir buçuk yıldan sonra kreşten aldık.

Bu kararı içimde vereli aslına bakarsanız bir hayli zaman oldu, ama bir şekilde erteleniyordu. Hatta yine bir artık canıma tak etti döneminde, 3 haftalık bir ayrılık süreci de var, fakat hep sonrasında nasıl olduysa geri döndü.

Fakat geçtiğimiz hafta yaşadığımız, aralıksız ve ağız dolusu kusma hali, ve takip eden ishali beni artık son raddeye getirdi. Okulda salgın varmış. Hemen her çocuk kusuyormuş. Ne olursa olsun ( kendi işime ara vermek söz konusu bile olsa) alıyoruz dedim.

İpek 2 yaşından bu yana kreşe gidiyor. (Şuanda 3buçuk yaşında). 2 yaş öncesinde evdeydi hep, önce benimle, sonra da babaannesiyle. 2 yaşını doldurduktan sonra da artık kreşe vermemizin herhangi bir sakıncası olmadığını düşündüm Hem daha küçükleri bile gidiyordu ne olacaktı ki.. (Kesinlikle yanlış düşünmüşüm, bu konuda kendimi çok suçlu ve bencil buluyorum.. Başka bir yol bulunabilirdi/ bulabilirdim…)

Sonrası tahmin edersiniz, gelsin bronşiolit, otit, gitsin orta kulak iltihabı..

Çevreden gelen telkinlerse şu yönde oldu, ”Bu seneyi atlatsın, seneye bağışıklık sistemi güçlenecek, artık hasta olmayacak” Bu sene geçtiğimiz seneyi solda sıfır bırakacak, bizi her hafta muhakkak hastaneye koşturacak kadar çok otit ve mikrobik enfeksiyon yaşadı, dolayısıyla da sayısını hatırlayamadığım kadar antibiyotik kullandı bu yaşta çocuk.

Daha doktorun kapısından girer girmez, nesi var diye sormadan kreşe mi gidiyor sorusunu alıyorduk biz. Ve tabii mümkünse gitmesin, evde dinlensin.. Dinleniyor, yolluyoruz sanki onca ilaç, onca dinlenme hiç işe yaramıyor, biz kendimizi yine doktorda bu sefer ”Ne olur söyleyin niçin geçmiyor” derken buluyoruz. Alerjik bir durumun olmadığını, kesinlikle sebebinin mikrobik olduğunu yaşadıkça/deneyimledikçe öğreniyoruz. Çünkü ne zaman kreşe ara verip, evde dinlenmeye alıyoruz bir anda öksürük duruyor, uykusunda normal nefes alan sağlıklı bir çocuk oluveriyor.

Çok geç kaldık, biliyorum.. Bu kararı çok önceleri vermem gerekiyordu. Onu bu kadar yormamam..

Fakat buraya kadarmış tekrar nasıl ve ne zaman kreşe başlar, bir daha başlar mı bilmiyorum. Öyle beylik cümleler kurmak, büyük konuşmamak gerektiğini öğrendim de artık..

Şimdi ne mi yapıyoruz, bir bakıcı bulduk, ve sabahları  evine getiriyorum İpeği. Şimdilik o da ben de şaşkınız. Düzenimiz bir anda bambaşka bir hale geldi. Fakat en azından artık o sıklıkla hasta olmayacağına inanıyorum, ve daha temiz/ daha hijyenik/ daha mikropsuz bir ortamda olacağı için mutluyum.

Şu noktada da bir açıklık getireyim, biliyorum ki her kreş böyle değil, her kreşe giden çocuk da elbette. Fakat bizim yaşadığımız çevrede sadece tek bir kreş seçeneği var. Farklı bir yer olsa belkide orayı denerdik. Belkide denemezdik bilmiyorum. Tek bildiğim şuan kreş lafını duymak istemediğim..

Her gün soruyor, öğretmenlerini arkadaşlarını özlediğini söylüyor, ve niçin okula gitmediğini öğrenmek istiyor İpek. Yalan söylemeden, ve doğruyu incitmeden söylemenin yollarını arıyorum.

İyi olsun istiyorum..

İyi ol kızım..

23 May’17 / Çayırhan/ İpek 42 aylık

 

Mayıs 23, 2017 | 11 Comments
Anne olunca anladım

Anne olunca anladım

 

 

Yolu bilmekle yolda yürümenin birbirinden farklı olduğunu,

Sabretmenin bir sınırının olmadığını, sabır taşının öyle kolay kolay çatlamadığını,

Burnunun direğinin sızlamasının sadece bir deyim olmadığını,

Dünyada tüm güzel kokuların birleşip evladın boynunda toplandığını,

Uyusun diye çırpınıp, uyuduğunda özlemenin nasıl bir şey olduğunu,

İçimde henüz ortaya çıkmamış bir süper kadın bulunduğunu,

Annemin küçükken meyve tabağıyla niçin peşimizde dolanıp durduğunu,

Asla yapmam dediklerimi, çok bilmiş sözlerimi bir bir yuttuğumu,

İçimdeki çocuk sevgisinin sonsuzluğunu,

Yolda çocuğu ağlarken tepkisiz kalan kadının aslında ne yapmakta olduğunu,

Yemek yerken atraksiyonlu masal uydurmakta bir dünya markası olduğumu,

Pazar günleri biz uyurken, aslında uyumayan insanlar da olduğunu,

Konunun ne olursa olsun dönüp dolaşıp onda durduğunu,

Hasta olup olmadığını anlamak için derecenin lüzumsuz olduğunu,

Yaş aldıkça büyümüyor olmanın mümkün olduğunu,

Kaygılanmanın ne demek olduğunu,

Bir kadının anne olduğunda hem çocuğunu hem de sil baştan kendi kendini doğurduğunu,

Yeryüzünde cenneti yaşamanın mümkün olduğunu,

Anne olunca anladım..

 

 

 

 

 

 

Mayıs 12, 2017 | 4 Comments
Koltuğuyla mutlu bir İpekli :)

Koltuğuyla mutlu bir İpekli :)

Evdeki gri hakimiyeti hız kesmeden,  günden güne artarak devam ediyordu. Annesi bu kez de çocuğunun koltuğunu gri renkte tercih ederek salonda adeta grinin elli tonu rüzgarları estiriyordu :)) Fakat en konforlusu da İpeğin koltuğu olmuştu, yapacak bir şey yoktu 🙂

İpek bize 3 buçuk yıllık beraberliğimizde şunu öğretti:

”Siz sevebilirsiniz, alabilirsiniz; ama ben sevmezsem kullanmam”

Bu bilinç ona daha bebekliğinde yerleşti, çünkü daha el kadar bebek ana kucağına yatırıldığında sanki bir yerine birşey batıyor gibi ağlamaya başlar, yatağa, koltuğa yatırıldığında susar mı? Oluyormuş.

Bu uğurda ne mama sandalyeleri, ne araba koltukları, ne ana kucakları, ne beşikler heba oldu sayısını hatırlamıyorum. Bu yüzdendir ki, eve İpek için birşey alınacaksa 40 kere düşünmek az gelir. 100 kere düşünmek gerekir. Hatta artık inanır mısınız, alacaklarımı önce ona gösterip onay alıyorum.

”Sevdin mi kızım” ”Çok güzel değil mi ipek” ”Ayy babası bu benim olsun” kurduğumuz cümlelerden sadece üçü 🙂 Varın gerisini siz hesap edin.

Nereye geliyorum? Bu defa öyle olmadı! İpeğin oda oda peşinden sürüklediği bir koltuğu oldu. Misafirliğe gittiğimiz evlere koltuğunu getirmek istediğini duyuyor, kulaklarıma inanmıyorum. O kadar sevdi ve içselleştirdi ki koltuğunu, ilk gün ona yaptıkları tazmanya canavarına küçük kızın yaptıklarından farksızdı. Resmen attı yuvarladı tuttu tırmandı kahkahalar attı. Bütün enerjisini koltukla attı. Ağzımız açık kaldı onu seyrederken. Fakat bunun geçici bir heves olabileceğini de düşünüyoruz bir yandan.

Ertesi sabah kalktı, çişini yaptı, ve koltuğunu sordu. İlerleme aynen böyle oldu. Yine şaşkınım tabii.

Şimdilerde artık bizim koltuklara pek tenezzül etmiyor.

Ha bu arada bir de sehpaya ihtiyacı var sanırım, otururken hizmet ayağına gelsin istiyor 🙂

Bu arada İpeğin koltuğunu instagramdaki bu hesaptan: comfykidstr sipariş ettik. Ve çok kısa bir süre içinde elimizdeydi.

Oldukça yumuşak ve konforlu (çünkü oturdum 🙂 arkada kolayca çekip istedikleri yere götürebilmeleri için bir de tutma kısmı yapılmış. Ayrıca arkasında dergilerini yada tabletini koyabileceği de bir cep mevcut.

Biz gri tercih ettik odamıza uyumlu olsun diye, ama onlarca çeşit mevcut. Desenli olanları da pek şekerdi! Ayrıca artık pufları ve halıları da varmış.

Sevgiler, çok öpücükler,

Zeynep & İpek

 

Mart 15, 2017 | 1 Comment

Warning: include() [function.include]: open_basedir restriction in effect. File(/opt/alt/php52/usr/share/pear/sidebar-bottom.php) is not within the allowed path(s): (/home/zzeynep:/usr/lib/php:/usr/php4/lib/php:/usr/local/lib/php:/usr/local/php4/lib/php:/tmp) in /home/zzeynep/public_html/wp-content/themes/MalotinoMag/category.php on line 56

Warning: include() [function.include]: open_basedir restriction in effect. File(/opt/alt/php52/usr/share/php/sidebar-bottom.php) is not within the allowed path(s): (/home/zzeynep:/usr/lib/php:/usr/php4/lib/php:/usr/local/lib/php:/usr/local/php4/lib/php:/tmp) in /home/zzeynep/public_html/wp-content/themes/MalotinoMag/category.php on line 56

Zeynep kimdir?

Sosyal Medya’da..

İnstagram’da Zeynepin Evi

Bebekle Gidilebilecek En İyi Oteller

Ev Dekorasyonu

Bebek Odası Dekorasyonu

Ev Dekorasyonu Online Alışveriş Siteleri

Anne/ Bebeklere Yönelik Alışveriş Siteleri

Aydınlık ve parlak fotoğraflar çekmenin püf noktaları

Ev Turu

Tatlısız Olmaz…

Doğum Günü Parti fikirleri

Ankara’da Hayat (Gezi rehberi )

Arşivler

Kategoriler